Taksir ve iş güvenliği
İş Kazasında Ceza Sorumluluğu
Bir işçi öldüğünde ya da ağır yaralandığında dosya iş mahkemesinde kalmaz; savcılık ayrı bir ceza soruşturması başlatır. Bu yazı, işveren ve işveren vekilinin ceza sorumluluğunun hangi maddelere dayandığını, 6331 sayılı Kanunun bu denklemde nereye oturduğunu ve kusur dağılımının bilirkişi raporunda nasıl kurulduğunu anlatıyor.
İş kazasında ceza kime verilir, şirkete mi?
Türk ceza hukukunda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu yoktur. Bir limited veya anonim şirket hapis cezası almaz. Bu yüzden savcılığın ilk işi, kazayı önleyecek yükümlülüğün somut olarak kimin omzunda olduğunu bulmaktır.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işveren adına hareket eden ve işin yönetiminde görev alan kişileri de bu kanunun uygulanması bakımından işveren sayar. Yani sorumluluk şirketin tepesinde donup kalmaz, yetkinin fiilen kullanıldığı yere iner. Ama ceza hukuku burada bir adım daha atar: unvan tek başına yetmez. Bakılan şey, o kişinin somut olayda karar verme yetkisi ve dolayısıyla önleme imkânı bulunup bulunmadığıdır.
Uygulamada aynı dosyada birden fazla şüpheli olur: işveren veya yönetim yetkisini elinde tutan yönetici, şantiye şefi, usta başı, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, alt işveren yetkilisi, bazen de makineyi kullanan iş arkadaşı. Hepsi aynı ağırlıkta sorumlu değildir; her birinin sorumluluğu kendi yetki ve gözetim alanı kadardır.
Hangi suçtan yargılanıyorum?
"İş kazası" ceza kanununda ayrı bir suç adı değildir. Fiil, TCK'nın taksirli suçlarına oturur.
Ölüm varsa TCK m. 85 uygulanır. Birinci fıkra iki yıldan altı yıla kadar hapis öngörür. Fiil birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuşsa ceza iki yıldan onbeş yıla kadar hapistir (m. 85/2). Patlama, göçük, yangın veya iskele çökmesi gibi çok mağdurlu olaylarda uygulanan fıkra budur.
Yaralanma varsa TCK m. 89 devreye girer. Temel hâlde ceza dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır. Ancak netice ağırlaştıkça ceza da artar:
- Duyu veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması, kemik kırılması, konuşmada sürekli zorluk, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan bir durum ya da gebe kadının çocuğunun vaktinden önce doğması hâlinde ceza yarısı oranında artırılır (m. 89/2).
- İyileşmesi olanağı bulunmayan hastalık veya bitkisel hayat, organ işlevinin yitirilmesi, konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin kaybı, yüzün sürekli değişikliği hâlinde ceza bir kat artırılır (m. 89/3).
- Fiil birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuşsa ceza dokuz aydan beş yıla kadar hapistir (m. 89/4).
İş kazalarında kemik kırığı ve organ işlev kaybı çok sık görülür. Bu nedenle adlî tıp raporundaki nitelendirme — yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilip giderilemeyeceği, kırık olup olmadığı, hayati tehlike bulunup bulunmadığı — cezayı doğrudan belirler; içeriği tartışmasız kabul edilmemelidir.
"Taksir" ne demek ve iş kazasında ölçüsü nedir?
Kanun taksiri şöyle tanımlar: dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi (TCK m. 22/2). Kimse işçisinin ölmesini istememiştir. Sorulan soru şudur: uyulması gereken bir kural var mıydı, uyulmuş mudur, uyulsaydı bu netice önlenebilir miydi?
İş kazasında bu "dikkat ve özen yükümlülüğü"nün içeriğini büyük ölçüde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ona bağlı yönetmelikler doldurur. Soruşturmada dosyaya girecek başlıklar tipik olarak şunlardır:
- Risk değerlendirmesinin yapılmış ve o işe uygun olması,
- İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminin görevlendirilmiş olması,
- Çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitiminin gerçekten verilmiş olması,
- Kişisel koruyucu donanımın sağlanması ve kullanımının denetlenmesi,
- Makine koruyucuları ile periyodik kontrol ve bakım kayıtları,
- Acil durum planı, tahliye ve ilk yardım düzeni,
- Sağlık gözetimi ve işe giriş muayeneleri,
- İş kazasının kayda geçirilip Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmesi.
İki kural savunmada sık atlanır. İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin dışarıdan bir ortak sağlık ve güvenlik biriminden alınmış olması işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; çalışanların kendi yükümlülüklerine uymamış olması da işverenin sorumluluklarını etkilemez. Bu yüzden "biz OSGB ile anlaşmıştık" ya da "işçi baretini takmamıştı" savunmaları tek başına yetmez.
Kâğıt üzerinde uyum yetmiyor
Eğitim katılım formu imzalatılmış ama eğitim fiilen yapılmamışsa, zimmet tutanağı var ama sahada kullanım hiç denetlenmemişse, savcılık bunu ihmalin kanıtı olarak okur. Tersi de doğrudur: gerçekten yapılmış saha denetimi, tutanağa geçmiş uyarı ve yazılı talimat, savunmanın en güçlü belgeleridir.
Bilinçli taksir suçlaması ne zaman gündeme gelir?
TCK m. 22/3: kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Fark "öngörme"dedir. Basit taksirde sorumlu neticeyi hiç düşünmemiştir; bilinçli taksirde düşünmüş, ama olmayacağına güvenerek devam etmiştir.
İş kazası dosyalarında bu tartışma çoğunlukla şu belgelerden doğar: iş güvenliği uzmanının aynı riski daha önce yazılı olarak bildirmiş olması, işyerinde daha önce yaşanmış benzer bir kaza veya "ramak kala" olayı, iş müfettişi raporunda tespit edilip giderilmeyen bir eksiklik, düşme riskine karşı korkuluk veya güvenlik ağı olmadan yüksekte çalıştırma. Bu tür bir yazılı uyarı dosyada varsa, savunmanın en erken ele alması gereken konu budur; artırım küçük değildir ve sonradan tartışılacak erteleme ihtimallerini de daraltır.
Kusur dağılımı nasıl belirlenir, işçinin kusuru cezayı düşürür mü?
Taksirli suçların en ayırt edici kuralı TCK m. 22/4'tedir: taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. Kasten işlenen suçlarda ceza fiilin ağırlığına göre belirlenirken burada doğrudan kusurun derecesi esas alınır. İki yıl ile altı yıl arasındaki aralıkta hâkimin nerede duracağını en çok bu belirler.
TCK m. 22/5 ise iş kazalarında neredeyse her dosyada işletilir: birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. Yani şantiye şefi, iş güvenliği uzmanı ve işveren aynı olaydan yargılansa bile aynı cezayı almazlar.
Ölen ya da yaralanan işçinin kendi kusuru da bu dağılıma girer. Talimata aykırı davranmak, kişisel koruyucu donanımı takmamak, makine koruyucusunu devre dışı bırakmak tartışılır ve işverene düşen payı küçültebilir. Ancak sorumluluğu tek başına ortadan kaldırmaz; gözetim ve denetim de yükümlülüğün parçasıdır. Alt işveren–asıl işveren ilişkisi varsa işin kimin talimatıyla, kimin sahasında ve kimin ekipmanıyla yapıldığı ayrıca incelenir.
Bilirkişi raporu neden dosyanın merkezinde?
Kusur dağılımı hâkimin tek başına takdir ettiği bir şey değildir; teknik bir bilirkişi raporuyla kurulur. Heyet genellikle bir iş güvenliği uzmanından, olayın konusuna göre ilgili mühendislik dalından ve gerektiğinde bir hekimden oluşur. Rapor yüzdelerle ifade edilen bir kusur tablosuyla biter ve mahkeme büyük ölçüde bu tabloya yaslanır. Bu yüzden rapor, kabul edilmeden önce teknik olarak okunmalıdır. Uygulamada en çok şu noktalar tartışılır:
Hangi kuralın ihlal edildiği somut gösterilmiş mi?
"İş güvenliği tedbirleri alınmamıştır" cümlesi tek başına bir tespit değildir. Hangi yükümlülüğün, hangi düzenlemeye göre, kim tarafından ihlal edildiğinin adı konmalıdır.
Kusur, yetki alanına uygun dağıtılmış mı?
Bütçe ve yatırım kararı veremeyen bir usta başına donanım eksikliğinden kusur yüklenmesi ya da sahaya hiç inmeyen bir yöneticiye anlık denetim kusuru verilmesi, itiraz edilebilecek bir dağılımdır.
Nedensellik bağı kurulmuş mu?
Bir eksikliğin bulunması yetmez; o eksikliğin bu neticeyi doğurduğunun gösterilmesi gerekir. Eksiklik giderilmiş olsaydı kaza yine olacak idiyse, kusur bağı zayıflar.
İnceleme hangi tarihteki duruma dayanıyor?
Olay yeri kazadan sonra çoğu zaman değiştirilir, temizlenir veya eksikler tamamlanır. Raporun keşif tarihindeki görüntüye mi, kaza anındaki duruma mı dayandığı önemlidir.
Rapora itirazın kendi usulü ve süresi vardır; ek rapor, yeni heyet ve uzman mütalaası seçenekleri farklı işler. Bunu ayrı bir yazıda ele aldık: kusur oranı ve bilirkişi raporuna itiraz.
İşçi şikâyetçi olmazsa dosya kapanır mı?
Cevap, neticenin ne olduğuna göre değişir.
Ölüm varsa hayır. Taksirle öldürme şikâyete bağlı bir suç değildir ve uzlaştırma kapsamında sayılmamıştır. Ailenin "şikâyetçi değiliz" demesi kamu davasını sona erdirmez.
Yaralanma varsa duruma göre değişir. TCK m. 89/5 şunu söyler: taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır; ancak birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde şikâyet aranmaz. Yani basit yaralamada şikâyetten vazgeçme sonuç doğurur. Netice ağırsa ve dosyada bilinçli taksir kabul edilirse, işçi şikâyetçi olmasa bile soruşturma yürür.
İbraname ceza dosyasını kapatmaz
İşçiyle yapılan tazminat anlaşması ve imzalanan ibraname iş mahkemesindeki alacak davasını ilgilendirir. Ceza dosyası ayrı yürür. Ayrıca zarar ödemesi yapılırken imzalatılan metinlerdeki ifadeler, ceza dosyasında kusur ikrarı gibi okunabilir; metnin içeriği önceden kontrol edilmelidir.
İlk günlerde ne yapılmalı?
İş kazası soruşturmasının ilk haftası, sonradan telafisi zor olan kayıtların kaybolduğu haftadır.
- Olay yerine dokunmayın, önce belgeleyin. Kaza yerini temizlemeden ve eksikleri tamamlamadan önce fotoğraf ve video kaydı alın. Sonradan yapılan iyileştirme, savunma değil kusur karinesi gibi okunabilir.
- Kamera kayıtlarını hemen yedekleyin. Şantiye ve fabrika sistemleri çoğu zaman kısa sürede kendi üzerine yazar.
- İSG dosyasını eksiksiz toparlayın. Risk değerlendirmesi, eğitim kayıtları, zimmet tutanakları, periyodik kontrol raporları, uzman ve hekim bildirimleri, saha denetim tutanakları.
- İfadeye hazırlıksız gitmeyin. "Ben zaten hep söylüyordum" ya da "o makine eskiden beri böyleydi" gibi bir cümle, bilinçli taksir tartışmasının dayanağı hâline gelebilir. Hazırlık için ifade ve sorgu sayfasına bakın.
- Tutuklama ihtimalini göz ardı etmeyin. Özellikle çok mağdurlu olaylarda sevk gündeme gelebilir; tutuklama ve itiraz sayfası bu ihtimal için hazırlanmıştır.
Ölen ya da yaralanan işçinin yakınıysanız süreç sizin için de teknik bir dosyadır. Katılan sıfatıyla dosyaya girmek, delil toplanmasını istemek ve bilirkişi raporundaki kusur dağılımına itiraz etmek mümkündür. Konunun ceza yönünü ayrıca taksirle öldürme avukatı sayfasında ele alıyoruz.
Sık sorulan sorular
İş kazasında şirket sahibi kesin hapis yatar mı?
Otomatik bir sonuç yoktur. Önce kusurun kimde ve ne ölçüde olduğu belirlenir; ceza failin kusuruna göre belirlenir. Ölümlü olaylarda ceza iki yıldan altı yıla kadar hapistir ve alt sınıra yakın bir cezada erteleme ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gündeme gelebilir. Bilinçli taksir kabul edilirse ceza üçte birden yarısına kadar artacağı için bu ihtimaller daralır.
İş güvenliği uzmanı da ceza alır mı?
Alabilir. Uzmanın sorumluluğu, kendi görev ve yetki alanıyla sınırlıdır: riski tespit etmek, işvereni yazılı olarak bilgilendirmek ve gerekli hâllerde uyarısını kayda geçirmek. Tespit edilmesi gereken bir riski hiç görmemişse veya gördüğü hâlde bildirmemişse kusur yüklenebilir. Buna karşılık riski yazılı olarak bildirmiş ve işveren gereğini yapmamışsa, bu belge uzman bakımından savunmanın merkezindedir.
İşçi kendi dikkatsizliğiyle yaralandıysa yine de sorumlu olur muyum?
İşçinin kusuru kusur dağılımına girer ve size düşen payı küçültebilir; ancak kendiliğinden sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Kanun, çalışanların kendi yükümlülüklerine uymamasının işverenin sorumluluklarını etkilemeyeceğini söyler. Değerlendirilen şey, eğitimin gerçekten verilip verilmediği ve kural ihlalinin denetlenip denetlenmediğidir. Denetimsiz bırakılmış bir sahada işçinin hatası tek başına savunma olmaz.
Alt işveren varsa asıl işveren de yargılanır mı?
Yargılanabilir. Belirleyici olan sözleşmedeki başlık değil, sahadaki fiili durumdur: işin kimin talimatıyla yürütüldüğü, ekipmanın kime ait olduğu, koordinasyon ve gözetimin kimde olduğu incelenir. Alt işverene devredilen bir işte asıl işverenin denetim yükümlülüğü tamamen sona ermez. Her iki tarafın yetkilileri şüpheli sıfatıyla dosyaya girebilir ve kusur her biri için ayrı ayrı belirlenir.
Ceza dosyası ile iş mahkemesindeki tazminat davası birbirini etkiler mi?
İki dosya ayrı yürür ama birbirini besler. Ceza dosyasındaki bilirkişi raporu ve kusur dağılımı tazminat davasında sıkça dayanak yapılır; tazminat dosyasındaki tespitler de ceza dosyasına sunulabilir. Bu nedenle iki süreç birlikte yönetilmelidir. Tazminatın ödenmiş olması ceza davasını düşürmez, ancak zararın giderilmiş olması hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme değerlendirmesinde kanunen aranan bir koşuldur.
İlgili yazılar ve sayfalar
Bunlar da işinize yarayabilir
Taksirle öldürme avukatı
Taksirle öldürme dosyalarında savunma ve müşteki vekilliği: kusur, nedensellik ve delil.
Sayfaya gitKusur oranı ve bilirkişi raporuna itiraz
Rapora nasıl itiraz edilir, yeni heyet nasıl istenir, uzman mütalaası ne işe yarar.
Yazıyı okuDosyanızı konuşalım
Elinizde bir iş kazası tutanağı, bir müfettiş raporu, bir bilirkişi raporu ya da sadece bir ifade davetiyesi olabilir. Kusur dağılımının nasıl kurulduğunu ve hangi itirazın hangi sürede yapılması gerektiğini birlikte netleştirelim.